Diş sağlığı kalp sağlığını nasıl etkiliyor?

Sağlıklı bir ağız eşittir sağlıklı bir kalp mi? Araştırmalar giderek bu soruya daha çok “evet” diyor. Kalp hastalığı dünyada ciddi bir sorundur. Zayıf ağız sağlığı da öyle. Daha iyi fırçalama ve diş ipi size daha sağlıklı bir kalp verebilir mi? Ve diş hekimleri ağzınızın içine bakarak kalp hastalığı riski altında olup olmadığınızı görebilirler mi? Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Nihat Tanfer, diş enfeksiyonlarının ya da kistlerinin kalp sağlığı problemlerine sebep olabileceğini belirtiyor.

DİŞ ETİ İLTİHABI KALP VE İNME RAHATSIZLIKLARINI TETİKLİYOR

“Araştırmalar, felç rahatsızlığında rol oynayan streptococcus sanguis dâhil olmak üzere diş eti hastalıklarının neden olduğu bakterilerin kalbe yayılmış olduğunu gösteriyor. Diş eti hastalığının yokluğunda, kalpte bu bakterilerin sayısı önemli ölçüde azalmaktadır. Bazı araştırmalar diş eti hastalığından alınan bakteri sayısı arttıkça, karotid atardamarlarının da kalınlaştığını gösteriyor. Çok kalınlaşırsa kan beyne akamaz ve bu durum felce neden olabilir. Oldukça basit, vücuttaki bakteriler ne kadar çok olursa, kalp o kadar çok etkilenir. Vücutta bulunan bakteri sayısı ne kadar az ise kalp hastalığı riski o kadar düşer.”

YAŞAM BİÇİMİNİN DİŞ VE KALP SAĞLIĞI ÜZERİNDE ETKİSİ

“Diş ve kalp sağlığı üzerinde rol oynayan bakteriler kişilerin yaşam biçimlerinden kaynaklanır. Periodontal hastalığı olan insanlar genel olarak kötü sağlık alışkanlıklarına sahip olma eğilimindedir. Birçoğu sigara içiyor, muhtemelen egzersiz yapmıyor, iyi yemiyor olabilirler, bunların hepsi kalp rahatsızlığının en güçlü tetikçileridir. Ayrıca, periodontal hastalığı olan birçok insan da diyabet hastalığı da görülür, bu da kalp hastalıklarında bir başka güçlü risk faktörüdür.”

DİŞ SAĞLIĞI KALP SAĞLIĞINIZI DA ARTIRIR!

“Diş eti hastalığını önleyerek kalp rahatsızlığı riskini azaltabilirsiniz. Düzenli diş bakımı ve diş hekimi ziyareti diş rahatsızlıklarınızı kontrol altına alabilirsiniz. Ağız sağlığınızın tedavisine dikkat ederseniz genel sağlık durumunuz da artar. Siz de dişlerinizi düzenli olarak fırçalamalı, diş ipi kullanmalı, erken diş eti tedavisi için düzenli olarak diş hekiminizi ziyaret etmelisiniz.”

 

Neem ağacının cilde faydaları

Güzelliğinize güzellik katacak bir bitki varsa o da neem ağacıdır. Akne, kepek, yaşlanma, siyah noktalar, geniş gözeneler, güneş yanığı, enfeksiyon, egzama… Hepsi için uygun bir neem tedavisi var.
Kepekle savaşır

Mantar önleyici etkiye sahip olan neem, kepekle savaşmaya yardımcı olur. Mantar enfeksiyonunu engeller, saç derisinde kaşımaktan kaynaklı inflamasyonu azaltır. Kuruluğu ve kaşıma hissini yatıştırır.

Bir avuç neem yaprağını 4-5 bardak suyla, su yeşile dönene kadar kaynatın. Süzdüğünüz suyu soğuması için kenara koyun. Saçlarınızı şampuanladıktan sonra bu suyla yıkayın. Ya da 1 çay kaşığı neem yağıyla 2 yemek kaşığı zeytinyağını karıştırıp saç derinize masaj yaparak uygulayın. 30 dakika beklettikten sonra yıkayın.
Akneyi tedavi eder

İltihabı ve mikrobu engelleyici özelliği olan neem, akne tedavisinde de etkilidir. Akneye neden olan bakteriyi öldürmekle kalmaz aynı zamanda kızarıklığı ve şişliği de alır. Acıyı ve kaşıntıyı da azaltır.

Günlük kullanım için 10 damla organik neem yağıyla 1 çay kaşığı ılık hindistan cevizi yağını karıştırıp problemli bölgeye uygulayın. 1 saat beklettikten sonra ılık suyla yıkayın.

Veya haftalık kullanım için eşit miktarda neem yaprağı ve portakal kabuğunu suya koyup kaynatın. Yeterince yumuşayınca robota çekerek macun oluşturun. Bir miktar bal ve limon suyu da ekleyerek iyice karıştırın. Bu maskeyi yüzünüze uygulayarak kuruduktan sonra yıkayın.
Gözenekleri küçültür

Geniş gözenekler ciltte oldukça rahatsız edici bir görüntü oluşturur. Gözenekleri küçültmenin yanı sıra siyah noktaları azaltmak için de neem kullanabilirsiniz.

Günlük kullanım için 2 damla neem yağı ile 2 damla suyu karıştırıp pamukla yüzünüze uygulayın. Yatmadan önce yüzünüzü silin.
Kuru ciltlerde ve egzamada etkili

Egzama sebebiyle kuruyan, kızaran ve kaşınan cildi neem ile tedavi edebilirsiniz. Neem inflamasyonu ve aşınmayı azaltacak. Cildi nemlendirecek ve ciltte koruyucu bir bariyer oluşturacak.

Birkaç damla neem yağıyla 1 yemek kaşığı hindistan cevizi yağını karıştırın. Birkaç damla da lavanta yağı ekleyin. Bu karışımı problemli bölgeye sürüp kendi kendine kurumasını bekleyin. Ilık suyla yıkayın. Haftada 1 veya 2 kez uygulayın.
Cilt tonunu dengeler

Neemde bulunan antioksidanlar melanin üretimini azaltarak cilt tonunu eşitlemeye yardımcı olur. Siyah lekeleri ve kızarıklıkları ortadan kaldırır. Tıkanan gözenekleri de açar.

10-12 neem yaprağını ezerek macun haline getirin. 2-3 çay kaşığı zerdeçal ekleyip iyice karıştırın. Bu karışımı yüzünüze sürüp 20 dakika beklettikten sonra yıkayın. Her gün uygularsanız 2 haftada farkı göreceksiniz.

Aşkın Ömrü Kaç Yıl ?

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Güz, bilim dünyasının aşkı sorguladığını belirterek, aşkın psikotik bozukluğa benzediğini söyledi. Bilime göre aşkın ömrü de belli.

Aşk dediğin laftır derler’ sözünü hatırlatan Doç. Dr. Hatice Güz, ‘Bir çok bilim adamı, ‘Gerçekten aşk laf mı, hastalık mı, gerçek bir duygu mu?’, ‘Neden daha çok ergenlikte veya orta yaş krizinde aşkın adı geçiyor?’, ‘Neden aşık olunca kalp hızla çarpıyor, aşık olanın başı dönüyor?’, ‘Aşk ve erotizm ayrı mı, aynı mı?’ sorularının cevabını arıyor. Aslında önemli olan kişinin kendinin ne düşündüğüdür’ dedi.

 

Aşkla ilgili bir çok öykü bulunduğunu, bunlarda anlatılan kısımların aşıkların birbirine kavuşana kadar geçen sürecinin anlaşıldığını dile getiren Doç. Dr. Güz, aşkı için dağları delip kavuşan sevenlere ne olduğunun anlatılmadığına dikkat çekerek, ‘Dolayısıyla sevenler kavuştuğunda da aşk sürecek mi bilinemez. O zaman şu soru akla geliyor, aşk idealleştirmek midir? Felsefeci Freud’da dahil bazı bilim adamları aşkın idealleştirme olduğunu söylemiştir. Yani kişinin karşısında kafasında kurduğu biri var ve aslında ona aşık oluyor. Gerçek beraberlikte ise ne kadar o kişiye benzediği görülüyor. Herhalde bunun için aşkların sonu yazılmıyor’ diye konuştu.

 

Aşk ile sevgi arasındaki farkı sorgularken, ‘Aşkta abartılı bir tutku vardır. Tutkunun içinde de cinsellik. Karşı tarafı özlemek, sürekli onunla meşgul olmak, kendi hayatınızı onunkiyle birleştirmek istenir. Sevginin içindeyse şefkat ve hoşgörü vardır. Aşk belli bir süre sonra biter’ diyen Doç. Dr. Güz, araştırmalarda da bunun ortaya çıktığını vurguladı.

‘AŞKIN ÖMRÜ 3 YIL’

 

Birbirine kavuşanların aşkının 3 yılın sonunda sona erdiğine işaret eden Doç. Dr. Güz, ‘Burada aşk ya sevgiye dönüşüyor ya da bitiyor. Kişiler birbirini tanıdıkça, başka yönlerini gördükçe, aslında yüceleştirdikleri kişinin gerçek yönlerini de kabul etmek veya etmemek durumunda kalıyor. Bu nedenle aşkı psikotik (şizofreni gibi bir hastalık) olarak görenler de var. Psikotik bozuklukta kişi hayal ve gerçek olanı ayırt edemez. Aşkta da böyle bir durum var’ şeklinde konuştu.
Günümüzde aşkın biyolojisini anlamak için bir çok araştırma yapıldığını ve aşık olanlar ile olamayanların incelendiğini açıklayan Güz, sonuçta aşkın obsesif(takıntılı) kompulsif bozukluğa (saplantı-zorlantı bozukluğu) benzer bir durum olduğu kanısına varıldığını ifade etti.

 

Saplantı-zorlantı bozukluğunda olduğu gibi aşık olanlarda da serotonin adı verilen maddenin düşük olduğunun saptandığını vurgulayan Güz, şöyle devam etti:  ‘Normal kişilerle karşılaştırıldığında aşık olanlardaki serotonin düzeyinin yüzde 40 oranında düşük olduğu görülmüş. Aşıklarda mutluluk hormonu olarak serotoninin azalmasının yanı sıra dopamin denilen bir diğer beyin maddesi de değişikliğe uğruyor. Dopamin heyecan, istek, motivasyon gibi olayların dengesinde önemli bir madde. Bilim adamları şu anda ‘Acaba insanların aşık olduğunda aklını yitirmesinin nedeni bu mu?’ diye soruyor. Kişinin yetiştiği ortam, çocukluktan itibaren aldığı ve öğrendiği davranış kalıpları, bunlarla beraber kendi kişilik özelliklerinin getirdiği bazı davranış biçimleri ve beyin kimyasalları hepsi yoğrularak aşk denilen olgu varlığını hissettiriyor.’